‘=.

YİRMİNCİ ASRA DAİR

- Uyumak şimdi,
uyanmak yüzyıl sonra, sevgilim…

- Hayır,
kendi asrım beni korkutmuyor
ben kaçak değilim.
Asrım sefil,
asrım yüz kızartıcı,
asrım cesur,
büyük
ve kahraman.
Dünyaya erken gelmişim diye kahretmedim hiçbir zaman.
Ben yirminci asırlıyım
ve bununla övünüyorum,
Bana yeter
yirminci asırda olduğum safta olmak
bizim tarafta olmak
ve dövüşmek yeni bir âlem için…

- Yüz yıl sonra, sevgilim…

- Hayır, her şeye rağmen daha evvel.
Ve ölen ve doğan
ve son gülenleri güzel gülecek olan yirminci asır
senin gözlerin gibi,  güneşli olacaktır

DE WERE

Ez tizanım ku tu tucar nayjı –tu bi bamin ji disa ez te nağazım– disa ez pivyate mame. DE WERE…..

Ez dizam Ku idi tucar ezu te nabin heval. Min wesa pivyatemam li tu nahat, pişti wi saati tu biji ez te nağazım…

Seni Seviyorum

I
Seni seviyorum
 
Ağzı türkülü bir adam
Olup çıktım sokaklarda
Sokaklarda çiçek satıyorlar
Ortalık diz boyu kar
 
Seni seviyorum
Narçiçeğini renklerden
Şiirlerden yalansız olanı
 
Gazze’de çocuklar taş fırlatıyor
Bir asker otosuna
Seni seviyorum
Ve işgalci ordulara
Ard-el Muhtella`da
Fırlatılan taşları
En çok da
Gazzeli çocukları
 
Şimdi Diyarbakır`da
Şekersiz ciklet satıyor yaşıtları
 
Sandinist bir kadın
Bakmadan konuşuyor kameraya
Dişimizle diyor tırnağımızla
Söküp aldığımızı
Kaptırmayız diyor Kontras haydutlarına
 
Seni seviyorum
O Sandinist kadını da.
Bakmadan konuşan kameraya
 
Seni seviyorum
Ve ne “sen bir yana
Dünya bir yana”
Ne Gazzeli çocuklar
Sandinist kadın
Ne newroz çiçeği halkların
Kar sularında:
Nelson Mandela
 
II
Seni seviyorum ve anadilimle sevginin dili var mı deme var
Eyşana Eli var Lawikê Metini ve Edûlê
Kırk kardeşli bir kız olurdun ve seninle
Dünyalar şaşardı nasıl kaçtığımıza
Seglavi bir atım olurdu
Terkimde sen ve ardımızda
Kıyıcı kardeşlerin ve aşiretin ve bütün dünya
 
Sevginin dili var
Bir sınır köyünde konaklardık ve ayrı yataklarda
Şekerini karıştırıp çay sunarlardı ve tulum peyniri
Hal hatır sorarlardı ve anlatırdık
Ne var ne yok bizim oralarda
 
Sevginin dili var Diyarbakır’da
Surlara yazılıdır kazısan okunur kirecini
Bir de analar
Ancak o dilde kurban olurlar
Sıtmadan veremden kurtulan
Ve kör kurşundan
Rahimlerinin
Kalemler kırılmış bereketine:
“Ez qurbana te me lawo
Ez qurbana te me”

© Nedim Dağdeviren

gul.jpgTu jı gülan hestiki ez ji jite hesdikim jı bu we ez ji ji gülan hesdikim. Ew gülaha ji bune te ku idi te nağazım tucar bibinim…

Gerçek

Ben ailemin dediklerinden fazlasıyla etkilenirim. Geçen seferde oyle oldu…Yani guvenmememin tek nedeni ailem tarafından kabulenmeycekelerini düşünmem. Bu yuzden hiç bi zaman tam anlamıyla guvenip karşı tarafında kendini rahat hisetmesine izin veremiyorum. Hep heran kaçıp gidicem gibi bir izlenim yaratıp duruyom. Tabi bu durum karşı tarafı çok acayip geriyo ve belli bir sureden sonra buna dayanamıyo ve arkasına bakmadan kaçıyo. Şimdi burada karar vermem gereken ben gerçekten onunla mutlmuyum yoksa değilmiyim. Aslında ailemin düşüncesine burada değer vermemin nedeni onların benim için hep en iyisini isteyeceğinden o kadar eminim ki onlar ne derse onu yapmayı o yuzden o kadar çabuk kabulaniyom ki…. bu arada yaptığım araştırmalar sunucunda aşk nedir onu öğrenmeye çalıştım:

Aşka dair her şey çok tüketiliyor. Onun sırrını araştıranlar artık en popüler insanlar arasında yerlerini alıyorlar. İnsanlık tarihi kadar eski olan aşkın konuşulmayan bir yönü hemen hemen de kalmadı. Son yıllarda da “kimyası”na el attılar. Kimi aşkın  aşk bir “içgüdü” olduğunu söylüyor. Bazıları  ise  bedendeki birtakım  salgıların onu yarattığına inanıyor. Aşkın ömrü ise en çok sorgulanan konulardan biri. Çünkü onu “bir ömür boyu” yaşamak isteyenler için, kısa sürmesi pek anlaşılır değil.  Aşk gibi bu olağanüstü bir duygunun kısalığına da açıklık getiriyor bilim adamları.  Merak ediyorsunuz şimdi aşkın ömrünü, ama vereceğimiz haber iyi değil!   ABD’nin Rutgers Üniversitesinde  çalışan va bu konu ile ilgili araştırmaları  ile tanınan  Dr. Helen Fisher’a göre  büyük aşk bile 4 yıllık sürüyor!  Bunun nedeninin  ise sadece bedenin kimyasıyla ilgili olduğunu söylüyor  araştırmacı.

 

 

İlk görüşte aşkın sırrı 

Bu sürenin sırrı da  yine bazı salgılarla bağlantılı.  Fenilalanin, noradrenalin ve dopamin hormonlarının salgısı  hızlandıkça aşk sürüyor Fisher’a göre  Onlar yavaşladığında ise beden aşka veda ediyor. Diyelim ki birini gördünüz ve fena halde tutuldunuz.  İşte bu anda beyine sinyaller gidiyor. Arkasından da bui hormonlar faaliyete geçiyormuş. Bizde de bu konuda yapılan araştırmalar var. Örneğin Maltepe Üniversitesi Fizyoloji Ana Bilin Dalı Öğretim Üyesi  Doçent Dr. Güler Öztürk’ün  yaptığı  araştırma da ilginç. İlk anda aşık olmanın salgısından söz ediyor araştırmasında Öztürk.  Uzman,  feniletamin adlı bir salgının o çarpıcı etkisini araştırmış. Karşı cinsle karşılaştığında,  ilk anda çarpma  etkisi yaratıyormuş o hormon.. O aşkın ömrü ile ilgili  biraz daha insaflı. Aşkı meydana getiren hormonların salgıları  ile bağlantılı olarak,  ömrünün 5 yıl sürdüğünü söylüyor.

 

Suçlu kimya!

Tabii görüşler çok farklı. Örneğin soyumuzun devam etmesi için uydurulmuş bir şeydir, diyenler var ve romantikleri onlara şiddetle karşı çıkıyor. Bunu öne süren araştırmacıların iddiasına göre, birbirine tutulan  çift, aşkın ardından evlenip, çocuk sahibi olduğunda sona yaklaşılıyor. Yani “aşk” orada gizli bir görev peşinde sanki. Örneğin, “Hayatım senden bir bebeğim olsun istiyorum” diyen kadına bunu söyleten aşk, görevini başarıyla ifa etmiş sayılıyor!  İşte aşkı, evlilikti, çocuktu derken dört yıl geçiyor herhalde… Şimdi hepinizin aklına neler geliyor kimbilir. Ama “gerçek” bu maalesef. Bu somut durumu bazen gözlemliyoruz da…  Çocuk sahibi olana kadar birbirini deli gibi seven eşler,  bebek olduktan sonra kadar “değişirler” değil mi?  Hatta bazı çiftlerde ilişki çatırdama noktasına gelir. “Neden neden” diye sabahlara kadar kafa patlatılır. Boşuna uğraşmayın, ne erkeğin ne de kadının suçu var bunda. Varsa yoksa, suçlu olan aşkın kimyası. 

 

Doğanın senaryosu  gereği mi?

Peki hormonlar azaldı aşk kapıyı çarpıp gitti. Ne oluyor? Çatışmalar, kavgalar, “Arada başka biri mi var?”  takıntıları… Aşık olup, sevdiği  adamla ya da kadınla birlikte olmak için deli divane olan çiftler için acı haber bu aslında. Aşkın kimyasını araştıran  bazı uzmanlara göre,  meğer yeni bir canlının dünyaya gelişi için ” senaryo”  yazılıyor işte! Canım üzülmeyin onun da formülü de var. Evlenince aşkın sevgiye dönüştüğü söyleniyor. Yani uzun yıllar sevgiyle idare edeceksiniz. O  da sanırım aşkın kimyasal üretiminin  sona erdiği devreden sonra oluşuyor. Doğanın zamanlaması harika yani!  Aslında bu araştırmalar farklı boyutlara geldiğinde kimbilir başka şeyler de duyacağız. Zaman geçtikçe, çok farklı boyutları da  ortaya çıkacak. Bu alanda o kadar kafa patlatılıyor ki, yeni araştırma kitaplarını okuma firsatı  da bulacağız mutlaka. Aslında  can sıkmaya değmez. Mizahçılara da  konu olur  ve gülmek isteyenlere daha fazla malzeme çıkar.  Ben bir senaryo yazdım bile. Kadınların en fazla duymak istediği şey ne? Ömür boyu aşk. Öyle bir kimya olmalı ki aşk bir yaşam süresince devam etmeli. Belki gün gelir labortuarlarda  böyle bir hormon keşfedilir, isteyen kadın da sevdiği erkeğe enjekte etmeye kalkar , kimbilir?

 

Bırakın, gizemli kalsın

Aşkın sırrı ile ilgili daha çok tez var ama bu onlarca kitap dolduracak bir konu.  Fakat bunun bu kadar araştırma konusu olmasından rahatsız olan aşıklar da var. Beynimizdeki kimyasal  dengeleri belki bilmemek daha iyi diye düşünenlerin sayısı da az değil. “Aşkın gizemi de anlamlı. O,  bu bilinmez haliyle de hoş. Kısa da olsa onu yaşamak güzel” diye düşünenler  anları yaşamaya razılar.

 

“Sevgililerine bağımlı olanlar aşk sona erince büyük acı çekiyorlar, peki bu ne olacak?”  dediğinizi duyar gibi oluyoruz. O da aşkın bir başka özelliği. “Aşkın acısını da  yaşarım o bile güzel” diyenler yok mu?  Neyse, aşkın sırrını gece gündüz araştıran bilim insanları, “sadakat” hormononu da bulur elbette. Aslında,  Oxcytocin ve vasopressin adlı iki hormonu keşfetmişler.  Sadakat ve çok eşliliğin  bu iki  hormonla ilgisini tesbit etmişler bir şekilde.  Bunların üzerinde yapılan bazı deneyler var. Elbette  henüz netlik kazanmamış ve yıllardır  uzmanları meşgul eden  çok araştırma var. Belki de yıllar sonra  yapılan çalışmalar sonucunda, eşine sadık erkeklerin sırrı da ortaya çıkacak.  O zaman da herhalde, çok eşliliğe davetiye çıkaran araştırmalar kadar bu tip tezler de popülerlik kazanacak. (Erkekler bundan hoşlanmayacak tabii ki )  Bedenimizde  ne gibi hormonal fırtınalar kopuyor ki, kadınlar bağımlı oluyor,  erkekler aşka merhaba dedikten  sonra uçup gidiyor” gibi sorulara da yanıtlar bulunacak elbette..

 

  ve öğrendim ki “İnsanın sürekli aşık olabilmesi için hiç evlenmemesi lazım” ….

Nihayet

Büyük bir çabadan sonra nihayet internetim bağlandı ama her an kesilebilir. Nedenini bilmiyom….Canım şu anda o kadar sıkın ki anlatamam acayip sıkılıyom. Nedenini biliyom ama kalsın ne siz sorun nede ben soyleyim. Galiba yağmurdan kaçarken dolu değil fırtınalı, buzlu, dondurucu bir hava ile karşılaştım. İçimden kaçıp gitmek herşeye yeniden başlamak geliyo hayata, herşeyi arkamda bırakarak…yada kayboluk gitmek herşeyden kaçmak geliyo içimden.kaybolmak aslında kağa hoş geliyo………………………………………

Değişmeler…

Ben çok fazla değişiklerden hoşlanan biri değilim ama bu sene çok fazla değişiklik yaptım, kendimden asla beklemediğim şeyler. Yani birileri geçen sene karşıma diklip deseydi ki seneye bunlar olabilir herhalde dese… beni benden daha mı iyi tanıyosun derdim.  Ama onun dediği oldu hayatımda  çok şeyi değiştirdim hemde bu son senede:-O Yaptığım en büyük değişiklik tabiki saçımı kestirmek(tersten gidersek), 3 senedir kaldığım ev arkadaşlarımı değiştirmek(baya bi zaman evsiz ve barksız kaldıktan sonra çok sevdiğim bir parka tamda yerleşmeyi düşünürken tesadüfen oradan geçen bir arkadaşımın oradan geçip beni görmesiyle kalacağım yer belirlendi, onun çalışmalarıyla yoksa ben tamamen umudu kesmiştim ve parkta kalmaya karar vermiştim. Bu arada evsiz kalanın ne kadar zor bir şey oldğunu da anlamış oldum. Allah kimseyi evsiz barksız bırakmasın gerçekten çooooooooooooooooook zor bir durum.), 2 senedir herşeyimi onunla paylaştığım en yakın arkadaşımı değiştirmek üzereyim(artık birbirimizden sıkıldık galiba artık bu arkadaşlık beni sarmıyo) ve en küçük değişiklik tam emin değilim ama galiba sanırsam

AŞIK OLUYORUM…………………  

Yastayım

Yastayım

Yoksun yine varlığım sürünüyor
Sensizliğim bilinmiyor
Sen gittin gideli ellerim hep titriyor
Kalbim bu acıyı saklıyor

Yıllar sonra bile hiç kimseye söyleyemedim
Bu sevdayı kalbime gömdüm ve sen öldün
Şimdi eşim dostum beni hastayım sanıyor
Yastayım ama kimse bilmiyor

Seni son gördüğüm yerde yıllar sonra
O gün geldi yine aklıma
Bu kez bir elimde kızım içimde fırtına
Göçüp gittiğin o yolda

Sen varmışsın gibi gibi her gece ışığı kapatmadım
Gel gör ki ben hala yokluğuna alışamadım
Şimdi eşim dostum beni hastayım sanıyor
Yastayım hiç kimse bilmiyor

Bugün doğum günün yanında değilim
Bu yüzden hiç iyi değilim
Yaşlandım artık bıraktığın gibi değilim
Üstelik bir kızım var evliyim

Çok zor o kadar yıl sonra itiraf etmek
Bu aşkı bertaraf etmek
Yaşasaydın sana söyleyecek çok şey vardı
İsterdim bak unutmadım demek

Bilmem…

Eskiden sorulduğunda hemen ne olmak istedeğimi pat diye söylerdim(birşeylerin ve birilerinin etkisi altında kalarak olsa da). Galiba şimdi eski kararlılığımı sürdüremiyorum:-B(( Niyeküne diye sorarsanınz. Hep(bilgisayarla tanıştırıldığımdan beri) NETWORK ilgimi çekmiştir ama ben hep LİNUX olur diye düşünmüştüm daha doğrusu sonradan Findows'u da öğrenirim diye düşünmüştüm. Ama ve lakin son yaptığım araştırmalara göre önce Win öğrensem iyi olucak. Ama inanın bana bunu öğrenmek için çabalarsam şayet, aklıma gelen ilk şey IE'yi nasıl kulanırım konusu beni düşündürüyor(kulanmak zorunda değilim ama tamamen win dersem), Fire+fox'un nimetlerinden sonra IE ye geçmek:-B)))) Yok abi ya kendimi hiç win kulanırken düşünemiyorum:-B))))

Ben vazgeçtim…

YAŞASIN LİNUX….(kişilerden bağımsız…. Her ne kadar bazıları sayesinde sevmişsemde, bazıları sayesinde nefret etmiyeceğim inşallah)

additional: Her insanın hayatında vermiş olduğu çok önemli kararları vardır, işte ben de hayatımda önemli olduğundan çok+++ emin olduğum bir kararın altına imzamı attım:-B||

Aşk Bitti

Aşk bitti
Elimden sanki minik bir balık kayıp gitti.
Aşk bitti.
İçimden sanki bir şeyler kopup gitti.

Aşk hiç biter mi?
Hiç bir şey olmamış gibi boşlukta kaybolup gider mi?
Aşk hiç biter mi? Aşk hiç biter mi?

Kalır adımızla bir sokak duvarında,
Bir ağaç kabuğunda, bir takvim kenarında,
Kalır bir çiçekte bir defter arasında,
Bir tırnak yarasında, bir dolmuş sırasında,

Kalır bir odada, bir yastık oyasında,
Bir mum ışığında, bir yer yatağında,

Aşk hiç biter mi? Aşk hiç biter mi?

Kalır dilimizde yinelenen bir şarkıda,
Bir okul çıkışında, bir çocuk bakışında,
Kalır bir kitapta, bir masal perisinde,
Bir hasta odasında, bir gece yarısında,

Kalır bir durakda, yırtık bir afişte,
Buruk bir gülüşte, dağılmış yürüyüşte,

Aşk hiç biter mi? Aşk hiç biter mi?

Kalır bir sokakta, bir genel telefonda,
Bir soru yanıtında, bir komşu suratında,
Kalır bir pazarda, bir kahve kokusunda,
Bir tavşan niyetinde, bir çorap fiyatında,

Kalır bir yosunda, bir deniz kıyısında,
Bir martı kanadında, bir vapur bacasında,

Aşk hiç biter mi? Aşk hiç biter mi?

Additional:gerçekten dinledikçe çok hoşuma gitti haklıymışsın:-B))

Ça-4

Bu seneki aptal, dandik evimizin merkeze uzak olmasından dolayı artık gerizekalı münibüs şöfürlerinin birinin diğerini geçmesi durumunda yaptıkları gerizekalıca, aptalca küfürleri eşliğinde, bunada razı olmamıza rağmen, Allahın dağının başında olan, bir sığıntı gibi yaşadığımız, doğru düzgün bir hocamızın olmadığı, olanalarında malumunuz olduğu, o MÜTHİŞ derselerimize giremiyoruz. Ben artık anlamakta güçlük çekiyorum, bu şöfürler otübüste karizma yapmanın dışında acaba şu saate burada olmam gerekiyor, milletin yetişmesi gereken dandikçe dersleri var biraz saatlere dikat edeyim gibi bir zahmete girse ne olur…..Neden bu kadar sinirliyim, bilmiyorum….Acaba zar zor sabahın 8:00 gibi bir kör saatinde uyanıp kalkıp zarzor giyinip, asla kahvaltı yapmayı düşünmeyip, otübüsün gelmesi gereken 08:20 ye yetişmeye çalışırkenki halimi mi görseniz neden bu kadar sinirlenip hata sinirden çıldırmak üzere olduğumu birazcık olsun anlama zahmetne girerseniz sizde anlardınız. Her gün ayakabımın aptal bağcıklarını durakta bağladığımı söylersen belki biraz daha zahmet eder bu kız haklıymış dersiniz. Tabi o da belki….Kalkıp sabahın köründe merkeze kadar yürü ondan sonra derse saatinde gir gibi aptalca bir fikriniz varsa bunu kendnize saklayın……

Kabuğum

Bu günlerde kendi kabuğumda yaşıyorum tamamen, hatta inanmayacan arkadaş internete bile girmek gelmiyor içimden. Genelde kitap okuyorum. Nasıl kitaplar diye sorarsan bildiğin türde işte!
Bütün kırılganlığım üzerimde bu günlerde, biri bana bir şey yapmaya görsün hemen kırılıyorum(nazenin). Canım sıkın değil sadece çok yorgunum duygusal olarak. Ne yapmak istediğime karar verebilmek için bazen uzun uzun düşünüyorum. Çok mutlu olduğum bir anda aklıma bir şeyler gelip sinirlenip kendime kızıp kendi kendimi cezalandırabiliyorum. Velhasıl bu günlerde pek dengem yerinde değil. Elimden geldikçe ağ yapısıyla ilgili kitap okuyorum. Okulumuzun yeni kütüphanesi güzel olmuş ama kaynaklar çok sınırlı. Belki daha fazla kaynak seçebilme şansımız olsa daha güzel olurdu ama…..
Abim beni sık sık arıyo ama benim içimden hiçte eskisi gibi teli kapatınca ABICIĞIM SENI KOCAMAN ÖPTÜM diyesim gelmiyorum ve bende kendime ceza çektirip bunu demiyorum(hayatım boyunca ne kadar üzüldümse hep bu aptalca açıksözlülüğüm yüzünden üzüldüm). Abim tel kapatınca bir kaç defa söyler bunu ama ben sadece HADI GÖRÜŞÜRÜZ ABI diyerek telefonu kapatıyorum(daha doğrusu kaçıyorum. Kaçamak cevaplar veriyorum ve bir an önce teli kapatmaya çalışıyorum)…
İşte bu kadar …….

« Older entries